Geleceğin Kazananları Bugünün Güçlü Şirketleri Olmayacak
Bugünün güçlü şirketleri, gelecekteki başarıları için yeterli hazırlığı yapmıyor. Geleceğin kazananları farklı kriterlere bağlı olacak.
İş dünyasında başarı genellikle elde edilen sonuçlarla değerlendiriliyor. Ciro, kâr, pazar payı ve şirket değeri gibi göstergeler, yönetim performansının temel ölçütleri olarak kabul ediliyor. Ancak bu sonuçların sürdürülebilirliği, strateji, teknoloji, insan kaynakları, finansal dayanıklılık ve kurumsal öğrenme yeteneği gibi unsurlara bağlıdır.
Kervan Gıda Grup İş Geliştirme ve Pazarlama Direktörü Mustafa Başar, bu durumu “görünmeyen hazırlık” olarak tanımlıyor. Kimya mühendisliği eğitiminin ardından İngiltere’de pazarlama alanında MBA yapan Başar, uluslararası iş deneyimlerinin ardından 2012 yılında Kervan Gıda Grubu’na katıldı. Kariyeri boyunca birçok alanda deneyim kazanarak, üretimden ihracata, marka yönetiminden kurumsal dönüşüm süreçlerine kadar geniş bir yelpazede görev aldı.
Uçantay Gıda’daki görev süresince COSBY markası TURQUALITY programına dahil edildi, şirket Happy Place to Work sertifikası aldı ve güneş enerjisi yatırımlarıyla sürdürülebilir enerji kullanımına yönelik önemli adımlar atıldı. Başar, Nisan 2025’te Kervan Gıda İcra Kurulu’na katıldı ve şu anda grubun iş geliştirme ve pazarlama faaliyetlerini yürütüyor. Ayrıca, Mayıs 2026’da Dünya Bankası Grubu’ndaki IFC’nin uluslararası bağımsız yönetim kurulu üye adayları havuzuna kabul edildi.
Başar’ın geniş deneyimi, şirketlerin geleceğini yalnızca mevcut sonuçlarla değerlendirmemesi gerektiğini vurguluyor. Kendisiyle Türkiye’deki şirketlerin hazırlık seviyesini, yapay zekanın kurumsal kapasiteye etkisini ve geleceğin kazananlarını belirleyecek yönetim modelini konuştuk.
“Bugünün en güçlü şirketleri yarının kazananları olmayacak” ifadesi oldukça iddialı bir öngörü. Bu görüş, günümüzde güçlü görünmenin yarın da güçlü kalmak için yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Teknoloji, tüketici davranışları ve rekabet koşulları hızla değişiyor. Bir şirketin yüksek ciroya veya büyük bir üretim kapasitesine sahip olması önemli olsa da, değişen koşullara uyum sağlayamıyorsa bu güç zamanla kırılgan hale gelebilir.
Başar, başarıyı büyük bir hedefe ulaşmaktan ziyade, benzer hedeflere tekrar tekrar ulaşabilen bir kurumsal kapasite oluşturmak olarak tanımlıyor. Bir ürünün çok satması bir sonuçtur; ancak o ürünün arkasındaki müşteri içgörüsü, Ar-Ge, üretim disiplini ve pazarlama gibi unsurlar, bu sonucu üreten sistemin parçalarıdır. Gelecekte şirketleri ayıracak olan temel unsur, öğrenme hızları olacak. En hızlı öğrenen ve değişime en iyi şekilde hazırlanan organizasyonlar kazanacak.
TÜİK verilerine göre, Türkiye’deki şirketlerin sistem kurma kapasitesi oldukça çarpıcı bir tablo sunuyor. 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerin yalnızca %28,3’ü ERP, %12’si CRM ve %6,5’i iş zekası yazılımı kullanıyor. Çalışan sayısı 250 ve üzeri olan şirketlerde bu oranlar sırasıyla %76,5, %42 ve %35,1’e çıkıyor. Bu durum, şirket ölçeği büyüdükçe süreçlerin kişilere bağlı yürütülmesinin zorlaştığını ve sistem ihtiyacının arttığını gösteriyor. Türkiye’de güçlü bir üretim kabiliyeti ve girişimcilik refleksi mevcut; ancak bu gücü kurumsal hafıza ve veri yönetimi ile desteklemek gerekiyor.
Şirketlerin geleceğe hazırlığını tek bir göstergeyle ölçmek zor olsa da, inovasyon kapasitesi önemli bir bileşen. TÜİK’in 2024 Yenilik Araştırması’na göre, 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerin %39,6’sı 2022-2024 döneminde yenilik faaliyeti gerçekleştirmiş. Büyük şirketlerde bu oran %69,3’e kadar çıkıyor. Ürün yeniliği gerçekleştiren girişimlerin %85,1’i geliştirdikleri ürünlerin faaliyet gösterdikleri pazar açısından yeni olduğunu belirtiyor. Bu veriler, inovasyonun tesadüflerle ortaya çıkmadığını gösteriyor.
Türkiye’den örnekler vermek gerekirse, ASELSAN’ın mühendislik ve doğrulama disiplinleri, Türk Hava Yolları’nın operasyonel yaklaşımı ve Arçelik’in öğrenme kurumsallaşması dikkat çekiyor. Bu şirketler, başarıyı sürdürülebilir kılmak için sistematik bir yaklaşım benimsiyorlar. Türkiye’deki şirketlerin geleceğe hazırlık seviyesini yeterli bulmamakla birlikte, önemli bir dönüşüm alanı olduğunu vurguluyor.
Yapay zekaya yatırım yapmak ile onun sayesinde dönüşmek arasında büyük bir fark var. Türkiye’deki CEO’ların %55’i son 12 ayda yapay zeka kullanımından gelir artışı veya maliyet avantajı elde edemediklerini belirtiyor. Bu durum, şirketlerin teknoloji yatırımı ile organizasyonel dönüşüm arasında bağlantı kurmakta zorlandığını ortaya koyuyor. Yapay zeka çağında avantaj, teknolojiyi iş modeline ve kurumsal kültüre en hızlı entegre eden şirketlerin elinde olacak.
Bir şirketin geleceğe hazır olduğunu söyleyebilmek için stratejik, operasyonel, teknolojik, insan ve liderlik, finansal ve kurumsal hazırlık alanlarına bakmak gerekiyor. Türkiye’deki şirketlerin en büyük riski, büyüme hızının kurumsal kapasitenin önüne geçmesidir. Başarı, yalnızca büyümekle değil, büyümeyi yönetebilmekle de ilgilidir. Türkiye’nin rekabet avantajı, güçlü sanayi altyapısı ve girişimcilik refleksi ile birlikte sistem kurma ve öğrenme kapasitesine bağlı olacaktır. Geleceğin kazananları, bugünün en güçlü görünen şirketleri değil, yarının şartlarına bugünden hazırlanan şirketler olacaktır.




