Üç uzman göz hastalıklarında erken tanıyı anlattı
Göz tümörleri, üveit ve keratokonusta erken tanının önemini anlatan uzmanlar, doğru muayene ve takip süreçlerine ilişkin bilgi verdi.
Dünyagöz Hastaneleri’nden üç uzman, göz tümörleri, üveit ve keratokonus hastalıklarında erken tanının önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Uzmanlar, bazı göz hastalıklarının belirti vermeden ilerleyebildiğini, ayrıntılı muayene ve düzenli takibin görme kaybını önlemede önemli olduğunu belirtti.
Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Samuray Tuncer, oküler onkolojinin göz ve göz çevresindeki oluşumlarla ilgilendiğini aktardı. Bu alanın iyi huylu damarsal yapılardan gözün kendisinden kaynaklanan kötü huylu tümörlere ve başka organlardaki kanserlerin göze yayılmasına kadar farklı tabloları kapsadığını söyledi.
Bazı tümörlerin görme azalması, görüntülerin eğri görülmesi veya ışık çakmalarıyla kendini gösterebildiğini belirten Tuncer, kimi oluşumların ise herhangi bir şikâyet oluşturmadan ilerleyebildiğine dikkati çekti. Çocuklarda göz bebeğinde beyazlık ve şaşılığın retinoblastom bakımından uyarıcı olabileceğini ifade etti.
Tuncer, erişkinlerde rutin göz dibi kontrolünün hastanın fark etmediği oluşumların yakalanmasına yardımcı olabileceğini belirterek, “Çocuklarda göz bebeğinde beyaz parlama ve şaşılık, retinoblastom açısından uyarıcı kabul ediliyor. Erişkinlerde ise rutin göz dibi muayenesi, hastanın henüz fark etmediği bir oluşumun saptanmasını sağlayabiliyor” dedi.
Göz tümörlerinde tedavinin; oluşumun türü, boyutu, bulunduğu bölge ve hastanın klinik özellikleri dikkate alınarak planlandığını kaydeden Tuncer, termoterapi, kriyoterapi ve radyoaktif plak uygulamasının seçenekler arasında bulunduğunu bildirdi. Radyoaktif plak yönteminde radyasyonun tümör bölgesine yönlendirilmesi amaçlanıyor; plak, gerekli doz tamamlandıktan sonra ikinci bir operasyonla çıkarılıyor.
Üveit konusunda bilgi veren Prof. Dr. Merih Oray ise göz içindeki iltihaplanmanın tekrarlayan ataklar şeklinde görülebileceğini ve kontrol edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabileceğini söyledi. Tanı konulurken göz bulgularının yanı sıra kişinin sağlık geçmişinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Oray, üveitin bazı durumlarda gözle sınırlı kalabildiğini, bazı hastalarda ise Behçet hastalığı, ankilozan spondilit, romatizmal hastalıklar, iltihabi bağırsak hastalıkları ve enfeksiyonlarla bağlantılı olabildiğini aktardı. Eklem ağrısı, ağız yaraları, cilt bulguları, geçirilmiş enfeksiyonlar ve kullanılan ilaçların tanı sürecinde yol gösterici olabileceğini ifade etti.
Muayenede optik koherens tomografi, göz anjiyografisi, özel göz fotoğrafları ve laser flaremetre gibi yöntemlerden yararlanılabildiğini belirten Oray, bazı vakalarda ultrasonografi ve ERG gibi ileri incelemelerin de gerekebileceğini kaydetti. Oray, “Geç muayene kalıcı görme kayıplarına yol açabilir” dedi.
Kornea Nakli Uzmanı Prof. Dr. Anıl Kubaloğlu, keratokonusun korneanın incelip öne doğru sivrilmesiyle ortaya çıktığını ve çocukluk ile gençlik döneminde daha hızlı ilerleyebildiğini belirtti. Geç tanının ilerleyen aşamalarda kornea nakli ihtiyacına kadar ulaşabileceğini söyleyen Kubaloğlu, erken tanının bu nedenle önem taşıdığını ifade etti.
Keratokonus değerlendirmesinde ayrıntılı göz muayenesine ek olarak kornea tomografisinin kullanıldığını aktaran Kubaloğlu, düzenli kontrollerin hastalığın ilerleyip ilerlemediğini göstermeye yardımcı olduğunu söyledi. Kaşıntı nedeniyle gözleri sık ovuşturmanın korneadaki incelme ve sivrilmeyi artırabileceği uyarısında bulundu.
Tedavinin kornea kalınlığı, hastalığın seviyesi, ilerleme durumu ve kişinin görme ihtiyacına göre belirlendiğini kaydeden Kubaloğlu, erken dönemlerde çapraz bağlama (Cross-linking) yönteminin değerlendirilebildiğini bildirdi. Gözlük veya kontakt lensin yeterli olmadığı durumlarda kornea içi halka, kornea topografisi kılavuzlu lazer uygulamaları ve ileri evrelerde kornea nakli seçenekler arasında yer alıyor.




