Şiğâr nikâhı ve mut’a nikâhı hakkında bilgiler verildi
Şiğâr nikâhı, mut’a nikâhı, nikâhu’l-istibdâ ve nikâhu’l-makt uygulamalarının anlamı ile İslam’daki karşılıkları hadisler ışığında ele alındı.
İslam öncesi Arap toplumunda görülen farklı evlilik biçimleri, Hz. Muhammed’in gönderilmesiyle birlikte yeniden düzenlendi; kadınların rızasını ve haklarını yok sayan uygulamalar kaldırıldı.
Hz. Âişe’den aktarılan rivayette, o dönemde dört farklı nikâh türünün bulunduğu belirtilir. Bunlardan biri, erkeğin eşini başka bir erkeğe göndererek ondan çocuk sahibi olmasını amaçladığı nikâhu’l-istibdâ uygulamasıydı. Bir diğerinde ise kadın, birlikte olduğu erkeklerden birini çocuğunun babası olarak seçiyordu.
Evlerinin önüne işaret koyarak erkekleri davet eden kadınların, doğumdan sonra çocuğun kime benzediğine bakılarak soy belirlenmesini istemesi de dönemin uygulamaları arasında aktarılır. Rivayete göre İslam’ın gelişiyle, insanların bugün uyguladığı nikâh dışındaki bu yöntemler kaldırıldı.
Şiğâr nikâhı ise bir erkeğin kendi kızını veya kız kardeşini, istediği kadınla evlenebilmek için karşı tarafa vermesi esasına dayanıyordu. Bu yöntemde kadınların eş seçme ve mehir isteme hakları bulunmuyordu. Kadınlar, erkekler arasındaki değiş tokuşun konusu hâline getiriliyordu.
İbn Ömer’in rivayet ettiği hadiste Hz. Muhammed, “İslâm’da şiğâr yoktur.” buyurdu. Böylece kadınların rızası dışında evlendirilmesine dayanan bu uygulama yasaklandı. Şiğâra benzeyen berdel veya değiş tokuş evliliklerinde, taraflardan birinin yaşadığı sorunun diğer evliliğe de yansıdığı ifade edildi.
Kaynaklarda yer alan bir diğer uygulama mut’a nikâhı olarak adlandırılır. Ticaret veya savaş amacıyla memleketinden ayrılan erkeklerin, kalacakları süreyle sınırlı geçici evlilikler yaptığı aktarılır. Bu uygulamaya belirli dönemlerde izin verilse de daha sonra yasaklandı.
Ali b. Ebû Tâlib’in rivayetine göre mut’a nikâhı Hayber günü yasaklandı. Rebî’ b. Sebre’nin aktardığı hadiste ise bu iznin kaldırıldığı belirtilerek, “Ey insanlar, kadınlarla mut’a nikâhı yapmanız konusunda size izin vermiştim. Ama Allah bunu kıyamet gününe kadar haram kılmıştır.” ifadeleri yer aldı.
Bu rivayette, mut’a yoluyla evlenen kişilerin kadınları serbest bırakmaları ve verdikleri şeyleri geri almamaları istendi. Uygulamanın farklı dönemlerde geçici olarak izin verilen, ardından kesin biçimde kaldırılan bir yöntem olduğu aktarıldı.
Nikâhu’l-makt adı verilen uygulamada ise ölen erkeğin dul eşi, yakınlarından biri tarafından miras gibi görülüyordu. Kadının iradesi dikkate alınmadan üzerine elbise atılması, onunla evlenme hakkının elde edildiği anlamına geliyordu. Bu anlayışta kadın, insan olmaktan çıkarılıp erkeğin bıraktığı malın parçası kabul ediliyordu.
İslam’ın evlilik anlayışında karşılıklı rıza, mehir, şahitlik ve nikâhın ilan edilmesi temel unsurlar arasında sayıldı. Bu nedenle gizli nikâhlar, şartları taşısa bile evliliğin topluma duyurulması ilkesine aykırı olması bakımından sakıncalı görüldü.
Evliliğin yalnızca geçici arzulara dayanmaması, tarafların gönül huzuru ve güven içinde bir yuva kurması gerektiği vurgulandı. Kadının zorla evlendirilmesi, kız kaçırma yoluyla nikâh kurulması ve aile büyüklerinin baskısı da meşru kabul edilmedi.
İslam’da evlilik, tarafların rızasıyla kurulan ve aile hayatını korumayı amaçlayan ağır bir sözleşme olarak ele alındı. Bu çerçevede şiğâr nikâhı, mut’a nikâhı, nikâhu’l-istibdâ ve nikâhu’l-makt gibi uygulamalar, kadınların haklarını ve aile düzenini zedeleyen yöntemler olarak değerlendirildi.
Kaynak:




