Hande İkbal’in İlk Öykü Kitabı: Her Zaman Hep Geç Olacak

Hande İkbal’in ‘Her Zaman Hep Geç Olacak’ adlı öykü kitabı, geç kalmışlık hissi üzerinden insanın iç dünyasına dair derin bir yolculuk sunuyor.

Gündüz KAYALI yazdı…

Hande İkbal, Hece Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabı Her Zaman Hep Geç Olacak‘ta, hayatın geçici ve değişken doğasına insanın içsel dünyasından bakıyor. Tokat’ın sokaklarından, evlerinin bahçelerinden, acıların ve günlük yorgunlukların içinden gelen karakterleriyle, zamanın ağır yükü altında ezilenlerin ve bu yükü taşımayı seçenlerin hikâyelerini aktarıyor. Burada geç olan şey, yalnızca farkına varmak değil; bazen yüzleşmek, bazen kabullenmek, çoğu zaman da sessiz kalıp içe dönmektir.

Kitap, görme engelli bir bireyin halüsinasyonlar içinde kaybolduğu odalarda başlıyor. İlk öykü, “Karıncalar takım elbise giymez, biliyorum. Arıların çizmeleri yoktur. Kavaklar rüzgârda kol kola girip şarkı söylemezler.” (s. 9) cümlesiyle açılıyor ve zihnin ürettiği imgelerle gerçekliğin sınırlarını zorlayarak ilerliyor. Tümörün gölgesinde büyüyen bir çocuk, babasının ölümündeki donuk elleri, annesinin ütülediği gömleklerdeki sevgiyi elleriyle “görüyor”. Bu hikâye, engellerin yarattığı karmaşık yaşamı lirik bir üslupla anlatıyor.

Yazarın üslubu, sakin bir anlatım ile keskin gözlemleri harmanlıyor. Gündelik yaşamın detayları – bir çaydanlığın fokurdaması, bir balkonun tozu, bir yaseminin kokusu – aniden derin bir iç hesaplaşmanın, kuşaklar arası bir acının ya da bastırılmış bir arzunun yansımasına dönüşüyor. Hande İkbal, karakterlerini yargılamaktan kaçınıyor; onların iç seslerine, karmaşık monologlarına ve bazen gerçekle hayal arasında sıkışmış bilinç akışlarına dikkat ediyor. Dil, zaman zaman lirik bir melodiyi andırırken, diğer zamanlarda hayatın sert gerçekleriyle çatışıyor. Melankoli ile ironi, hüzün ile direnç, metin boyunca zarif bir denge içinde ilerliyor.

Kitap, sürekli bir “geç kalmışlık” hissi etrafında şekilleniyor. Geç kalınan vedalar, anlaşılamayan sözler, fark edilmeyen kırılmalar ve hayatın akışına yetişememe duygusu… Ancak bu geç kalmışlık, çaresizlikten ziyade insan olmanın doğal, hatta trajikomik bir parçasıdır. Karakterler, bu gecikmenin içinde bile bir anlam ve direniş arayışındalar. Bir öyküde, kör bir adamın zihninde beliren renkli halüsinasyonlar (s. 9), bir diğerinde kurmaca dünyanın silik kahramanının isyanı (s. 14) ve başka bir hikâyede yıllar sonra açığa çıkan eski bir defterin sırrı (s. 62) aslında aynı soruyu soruyor: Yaşanmışlıklarımız, kayıplarımız ve yanılgılarımızla nasıl başa çıkabiliriz?

Her Zaman Hep Geç Olacak, büyük şehirlerin anonim yaşamlarından ziyade, taşra ve aile içindeki kapalı dünyalarda dolaşıyor. Burada anne-kız, gelin-kayınvalide, eş-eş, geçmiş-şimdi arasındaki gerilimler, sessiz çatışmalar ve derin bağlar ustalıkla işleniyor. Yazar, kadın deneyimlerine ve öznelliğine özel bir alan açarak, yükünü sessizce taşıyan, içsel fırtınalar yaşayan ama yüzünde bir gülümseme koruyan kadınların sesini yükseltiyor. Kitabın öyküleri, hem kişisel ve mahrem olanı anlatırken, hem de toplumsal, siyasal ve tarihsel izleri karakterlerin bedenlerine ve ruhlarına taşıyor.

Hande İkbal’in üslubu, çoğu öyküde sade ama derin. Cümleler, sanki bir dostun fısıldadığı gibi akıyor; imgeler, günlük yaşamdan seçiliyor ama o imgelerde okuyucunun kendi hikâyesini bulması mümkün oluyor. Öyküler, melankolik bir tonla başlasa da zaman zaman sert bir gerçekliği, zaman zaman da lirik bir yumuşaklığı barındırıyor. “Karıncalar, Cüceler Derken Hoş Geldin Ali”de, kahramanın görme engelli olmasının ötesinde, içsel mücadeleler ve sanrılarla yüzleşmesi anlatılırken; “Vişne Ağacının Kirazı”nda, bir aile trajedisinin izleri, yıllar sonra bile silinmemiş acılarla birlikte okuyucuya sunuluyor.

Kitap, travma, aile, kadın olma durumu, toplumsal baskılar ve bireyin içsel çatışmaları gibi temaları işliyor. İkbal, karakterlerini zayıflıkları ve güçleri, korkuları ve umutları, kayıpları ve kazanımlarıyla ele alıyor. “Nisa’nın Makasları” öyküsünde, bir kadının hayatındaki travmaların izlerini makaslarla sembolize edilen bir ritüelle silmeye çalışması, okuyucuyu derin bir düşünceye davet ediyor. “Çaydanlığın Çilesi”nde ise bir kadının evlilik hayatındaki yorgunluğu, günlük rutinin içindeki sessiz isyanlarıyla aktarılıyor.

Hedef okuru, hayatın yalnızca görünen yüzüyle yetinmeyen, detaylarda saklı hikâyeleri merak eden ve insan ruhunun labirentlerinde dolaşmaktan korkmayan herkes. Hande İkbal, bu ilk kitabıyla edebiyatımızda kendine özgü ve samimi bir ses olarak yerini almış durumda. Onun öyküleri, okuyucuyu her şeyin farkına varmanın belki de her zaman geç olacağı gerçeğiyle yüzleştirirken, aynı zamanda bu geç kalmışlık içinde bile anlam arayışının değerli olduğunu fısıldıyor.

Her Zaman Hep Geç Olacak

Hande İkbal

Hece Yayınları

2025, Ankara

88 s.


Yazar: Misafir Köşesi –
Yayın Tarihi: 23.02.2026 09:00 –
Güncelleme Tarihi: 05.02.2026 17:02

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu