Mieko Kawamaki’nin ‘Sarı Ev’ Romanında Gizemli Olaylar
Mieko Kawamaki’nin ‘Sarı Ev’ romanı, Tokyo’da geçen gizemli olayları ve kadın dayanışmasını ele alıyor.
Sarı Ev ismi duyulduğunda, aklıma hemen klasik bir polisiye roman olan “Sarı Odanın Esrarı” geliyor. Gaston Leroux’nun 1908 yılında yayımladığı bu eser, kilitli oda veya imkânsız suç gizemi türünün öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Mieko Kawamaki, Sarı Ev adlı eserinde gizemli bir evde yaşanan olayları anlatıyor. Roman, 2020 baharında, Covid-19 pandemisinin ilk günlerinde başlıyor. Tokyo’da küçük bir hazır yemek dükkanında çalışan 40 yaşındaki İtō Hana, internette eski bir tanıdığı olan Yoshikawa Kimiko hakkında bir haberle karşılaşıyor. Bu haber, altmış yaşındaki Kimiko’nun genç bir kadını evinde alıkoymak ve ağır yaralamakla suçlandığını bildiriyor.
Hana, bu haberle birlikte, yaklaşık yirmi yıldır bastırdığı anılarını yeniden hatırlamaya başlıyor. Geçmişine, 1990’lı yıllara ve o dönemde sarı evde yaşanan olaylara dönüyor. Kimiko ile birlikte yaşadığı dönemde, Hana ve arkadaşları o evde birçok anı biriktirmiştir. Kimiko’nun suçlamaları, Hana ve arkadaşlarının da benzer bir durumla karşılaşmış olabileceği düşüncesini akıllarına getiriyor. Roman, okuyucunun ilgisini çekecek şekilde, bu gizemi çözme isteği uyandırıyor. Mieko Kawamaki, internet haberi ve Hana’nın eski arkadaşı Kato Ran ile görüşmesi üzerinden bu merakı besleyerek, 468 sayfalık romanı akıcı bir şekilde sunuyor.
Kitabın arka kapağında, “15 yaşındaki Hana, barda çalışan annesiyle Tokyo’nun kenar mahallelerinden birinde, küçük bir dairede yaşıyor. Ne maddi durumu ne de bir güvencesi var.” ifadesi yer alıyor. Hatta Hana’nın varlığı, nüfus kağıdı gibi belgelerle kanıtlanamayacak kadar belirsizdir.
Hana’nın hayatı, annesinin eski arkadaşı Kimiko’nun hayatlarına girmesiyle değişiyor. Kimiko, Hana’ya bir anne gibi yaklaşarak ona hem maddi hem de duygusal destek sağlıyor. Hana, Kimiko sayesinde bir aile, arkadaşlar ve düzenli bir iş sahibi olmanın ne demek olduğunu öğreniyor.
Arka kapakta ayrıca, “Kimiko ile Hana, Limon adını verdikleri bir bar açarlar. Bu bar, Hana’nın sığınağı haline geliyor. Artık sevdiği bir iş, eğlendiği arkadaşları ve geçinecek parası var. Ancak her şey göründüğü gibi değil. Hana’nın umutları ve dayanma gücü büyük bir sınavdan geçecektir…” ifadeleri dikkat çekiyor.
1990’lar, Japonya’nın ekonomik balonunun patlamasının ardından yaşanan durgunluk dönemini simgeliyor ve Sarı Ev bu dönemde geçiyor. Kobe depremi ve Tokyo metrosundaki sarin saldırısı gibi olayların gölgesinde, Hana ve Kimiko, Limon’da hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.
Mieko Kawamaki, karakterinin günlük yaşamını detaylı bir şekilde aktarırken, okuyucuyu Tokyo’nun gece hayatı ve suç dünyasına sokuyor. Limon, müşterilerine mümkün olduğunca çok içki sunan bir mekan olarak işliyor. Bu tür mekanlar, Türkiye’deki konsomatrislik uygulamalarına benzer bir şekilde, Japonya’da hosteslik olarak adlandırılıyor. Hostesler, müşterilerle sürekli sohbet edip neşeli görünmeye çalışırken, aynı zamanda erkek şiddetine maruz kalma olasılıkları da oldukça yüksek.
Kimiko kasada otururken, Hana ve arkadaşları müşterilere eşlik ediyor ve onların daha fazla içki tüketmelerini sağlamaya çalışıyorlar. Bu işte başarılı olduklarında, hem geçimlerini sağlıyorlar hem de birikim yapma fırsatı buluyorlar.
Kawamaki, 1990’lar Tokyo’sunun yeraltı dünyasını, bara gelen müşteriler ve Kimiko’nun arkadaşlarının portreleri aracılığıyla aktarıyor. Bu kişiler arasında işletmeciler, dolandırıcılar, kumarbazlar, yakuza bağlantılı bireyler ve diğer kadın çalışanlar yer alıyor.
Sonrasında, “Sarı Ev”i kiralıyorlar. Bu evde Kimiko ile birlikte Hana, Rana ve Momoko yaşamaya başlıyor, akşamları da barda çalışıyorlar. Evleri sarı, iş yerleri “Limon” da sarı. Japon kültüründe sarı, başarı, mutluluk ve zenginlik getiren uğurlu bir renk olarak kabul ediliyor. Hana, bu inanç doğrultusunda evde sarı eşyalarla bir köşe oluşturuyor.
Fakat olaylar, planlandığı gibi gelişmiyor. Başlangıçta düzenli bir çalışma ve birikim yapma hedefleri, para ve tehlikenin etkisiyle kontrolsüz bir akışa dönüşüyor. Hana, Rana ve Momoko, hayatta kalabilmek için suç dünyasıyla ilişki kurmak zorunda kalıyor ve sonunda banka kartlarıyla dolandırıcılığa karışıyorlar.
Sarı Ev, kadın dayanışmasının yaşandığı bir sığınak haline gelirken, aynı zamanda bir tuzak da oluyor. Romanın üç ana karakteri, Hana, Rana ve Momoko, ergenlikten yetişkinliğe geçerken dünyaya bakış açıları değişiyor ve geleceği sorgulamaya başlıyorlar. Bu işlerin sürdürülebilir olmadığını bilerek, Kimiko’nun ve diğer arkadaşlarının kararlar üzerindeki etkisini sorgulamaya başlıyorlar.
Bir eleştirmen, “Kawamaki, kadınların eylemlerinin sorumluluğunu silmeden, onların seçim alanlarının yoksulluk, cinsiyet ve şiddet tarafından nasıl daraltıldığını gösteriyor” demiştir. Gerçekten de Kawamaki, bu değişimi yorum katmadan, gerçekçi bir şekilde aktarıyor.
Okurken, Sarı Ev romanının bu kadar uzun olup olmaması gerektiğini düşündüm. Kawamaki, iyi bir anlatıcı olarak yazdıklarını okutmayı başarıyor ancak sayfalar ilerledikçe romanın ana karakteri Hana’nın çalıştığı işler, biriktirdiği ve kaybettiği paralar, barın işletilmesi ve yan karakterlerin hikayeleri oldukça geniş yer kaplıyor. Başlangıçta teaser’da vaat edilen olaylar sanki unutulmuş gibi hissediliyor. Ancak, Japonya’daki düşük gelirli ve yoksul insanların yaşamları, çalışma koşulları, gece hayatı ve suç dünyası hakkında birçok şey öğrendim. Kawamaki, etkileyici bir yazar ve anlatının akışı, ardı ardına gelen olaylar ve yaşanan kötü deneyimler, okuyucunun sıkılmasına izin vermiyor. Ancak roman, klasik suç anlatılarındaki gibi tüm düğümleri çözen, suçluları belirleyen ve ahlaki bir sonuca ulaşan bir yapıya sahip değil. İnsan yaşamının, gazete haberlerindeki kadar net bir suçlu ve mağdur tanımıyla sınırlanamayacağını, ilişkilerin karmaşık olduğunu ve mağdur olarak görünenin aslında suçlu olabileceğini gösteriyor.
* Sarı Ev, Mieko Kawamaki, çev. Peren Ercan, Doğan Kitap, Mayıs 2026.




