Dervişoğlu’ndan İhanet Sürecine Sert Eleştiriler
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, raporu eleştirerek ihanet sürecine dair sert açıklamalarda bulundu.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından kabul edilen ortak rapora yönelik sert eleştirilerde bulundu. Dervişoğlu, konuşmasına “Büyük Türk Milleti” diyerek başladı ve şunları ifade etti:
“Cumhuriyetimizin 103 yıllık geçmişini ve milli-üniter yapımızı, bir terör örgütü liderinin ve sözcülerinin dil ve aklıyla hedef alan ihanet süreci, bugün itibarıyla Komisyonun ortak raporunun yayınlanmasıyla yeni bir aşamaya geçmiştir. Mevcut yasaları bile uygulamayan, tam çeyrek asırdır milletimize adaleti ve demokrasiyi çok gören iktidarın, bir teröristin özgürlüğü için kurduğu komisyondan çıkacak sonuç da bu olmalıydı. Bu nedenle, raporun içeriği bizi şaşırtmadı. Rapor, Cumhuriyet Devleti’ne 100 yıllık zulüm düzeni diyenlerle, 100 yıllık reklam arası diyenlerin bir uzlaşma metnidir. Bu durumu meşrulaştırmak ve topluma benimsetmek, sürecin sonunda ortaya çıkması muhtemel milli felaketten onları muaf kılmayacaktır.
Rapor, Fikri ve Vicdani Olarak Bir Sefalet Manifestosudur
Raporu her bir madde üzerinde hukuk diliyle ve siyasi nezaketle tartışmak elbette mümkündür. Ancak bu metin, fikri ve vicdani olarak bir sefalet manifestosudur. İçinde hukuk devleti, demokrasi, kardeşlik, insan hakları ve meclis üstünlüğü gibi kavramların yer aldığı, tutuksuz yargılama ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi birkaç asırlık kazanımların yeniden keşfedildiği ilan edilmektedir. Bu değerlerin 25 yılda yok edilip sonra yeniden ilan edilmesi, akıl dışı bir durumdur. Rapor, PKK’nın silah bırakmadığını açıkça itiraf etmektedir. Eğer Türk milletinin kayıtsız ve şartsız arzu ettiği bu durum gerçekleşmediyse, raporun altına imza atan siyasi partiler ve görüşü alınan kişiler, aylarca ne yapmıştır? 40 yıl boyunca büyük bir fedakarlıkla yürütülen terörle mücadele döneminin bile satır aralarında küçümsendiği görülmektedir. Bu mücadeleyi beğenmeyip 25 yıldır adalet ve kalkınmayı tesis edemeyenlerin, millet nezdinde hiçbir taahhüdü ve beyanı geçerli değildir.
Metinde yazılanlardan ziyade, ulaşılmak istenen hedef ve bu yolda yapılmak istenenler önemlidir. Çünkü Erdoğan, kurmak istediği yeni iktidar yapısının yasal, kurumsal ve toplumsal onayını almak için bir düzenek kurmuş ve birçok unsuru istediği şekilde yönlendirmiştir. Cumhuriyetimize, milletimize, üniter yapımıza kasteden bir teröriste ‘kurucu önder’ dedikten sonra, bu değerleri savunuyormuş gibi görünmek, bir utanmazlıktır. Sürece katılanlar, kendi imtiyazlarının peşinde, saray tasallutuna açıkça boyun eğmişlerdir. Bu rapor; adalet, Cumhuriyet, milliyet ve demokrasi gibi kavramları kendi şahsi emellerine alet edenlerin, Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve eşit yurttaşlık anlayışına karşı nasıl bir ihanet içinde olduklarının belgesidir.
Aslında Yaptıkları İhanetin Farkındadırlar
Terör örgütünün eylemlerini ‘şiddet iklimi’ olarak adlandırıp eşitleyen, ‘acıları inkar etmeden geleceği birlikte kurma kararlılığı’ ifadesiyle Öcalan’ın Hakikat Komisyonu olduğunu açıkça ifade eden, ‘kamu vicdanında büyüyen huzur talebi’ diyerek terör örgütü elebaşına ve teröristlere ‘toplumsal bütünleşme’ adı altında affedilmelerinin yolunu açan bir ihanet belgesidir. Aslında yaptıkları ihanetin farkındadırlar. Öyle farkındadırlar ki, sürece dahil olan herkese özel bir cezasızlık zırhı giydirilmesi talep edilmektedir. Ancak bilinsin ki, hiçbir zırh, ihanetle hesaplaşmamızın önüne engel olamaz. Tarih kaydetmiştir, Türk milleti bunu not etmiştir.
Her zaman söylediğim gibi ‘ihanetin zamanaşımı yoktur’. Unutulmamalıdır ki Milli Kurtuluş Savaşı’nın mahiyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesi, Cumhuriyet düşmanlığının, etnik ayrılıkçılığın ve sol-liberal hezeyanların yıkıcı ajandalarıyla değişmez, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
Vatandaşının Onurunu ve Gururunu Etnik Kökenine Göre Mi Koruyacak?
Komisyon raporunda Türkiye’nin üniter yapısını zayıflatacak, ulus devlet anlayışını tartışmaya açacak ifadeler bulunmaktadır. ‘Türkler, Kürtler, Araplar ve diğer kardeş halklar’ denilerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, tek bir millet olarak değil, etnik toplulukların toplamı gibi tanımlama hatasına düşülmüştür. Hatırlatırım, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir’. Bunu söyleyen ben değil, Mustafa Kemal Atatürk’tür. TBMM, ‘kardeş halklar konfederasyonu’ kurmak için değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve Türk milletini yaşatmak için vardır.
Komisyoncu rapor, ‘Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu korunmalı’ diyor. Bu Numan Kurtulmuş’un sıkça tekrarladığı bir ifadedir. Devlet, vatandaşının onurunu ve gururunu etnik kökenine göre mi koruyacaktır? Devletin görevi; her vatandaşının onurunu ve gururunu korumaktır. Etnik kategorilere göre onur ve gurur dağıtan bir anlayış, üniter devleti değil, kimlikler federasyonunu doğurur. Raporu sadece yazdıklarıyla değil, sakladıklarıyla da okumalıyız. Dünyanın her yerinde aynı senaryoyu gördük. Önce terörü bitirme söylemi gelir, ardından çok kimlikli toplum dili, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, özel hukuk düzenlemeleri ve peşinden af tartışmaları. En sonunda da devletin yapısı tartışmaya açılır. Bu bir tesadüf değil, bir yöntemdir. Bu, küresel aklın yıllardır uyguladığı ve dayattığı modeldir.
Benzerlerini Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da ve Balkanlar’da gördük. Şimdi aynı kavram setleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin önüne konuluyor. Barış, kardeşlik, hak ve demokrasi denilerek, gevşetilmiş bir üniter devlet, kimliklere bölünmüş bir toplum, merkezi zayıflatılmış bir devlet yapısı hedefleniyor. Bu rapor, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını tek bir millet olarak değil, kardeş halklar, topluluklar, kimlikler toplamı olarak tanımlayan şifreli bir dil kullanıyor. Eğer bu dili kabul ederseniz, Anayasa’nın vatandaşlık tanımının tartışılması kaçınılmaz olacaktır. Ardından yerel özerklik ve federasyon konuları gündeme gelecektir. Tarih bize şunu öğretmiştir: Devletler bir günde bölünmez. Önce kavramları, sonra zihinleri, sonra da haritaları bölünür. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, merkezi idarenin geri çekilmesi, yerel meclislerin belirleyici olması ilk bakışta demokratik görünse de, Türkiye’nin içinde bulunduğu terör ve jeopolitik gerçeklikte bu başlıklar asla masum değildir. Bu başlıklar, yıllardır uluslararası raporlarda Türkiye’ye dayatılan modeli ifade eder. Merkezi devleti zayıflat ve kimlik siyasetini kurumsallaştır. Senaryo budur. Biz bu senaryonun hayata geçirilmesine asla izin vermeyeceğiz. 103 yıllık Cumhuriyetimizi ve milli-üniter yapımızı, bir terör örgütü elebaşının emellerine teslim etmeyeceğiz.
Herkesi Cumhuriyet’in Değerlerine Sahip Çıkmaya Davet Ediyorum
Buradan milletime sesleniyorum: İhanet sürecinin sonuna kadar karşısında olacağız. Bu sürecin birtakım pazarlıklarla gündeme getirildiğini biliyoruz. Ve bu dayatmalar karşısında direnç gösterebilecek bir yönetim anlayışıyla idare edilmediğimizi de biliyoruz. Aslında onların teslimiyetten başka bir yolları yok. Bizim de mücadele etmekten başka bir yolumuz yok. Herkesi aklını başına almaya ve Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkmaya davet ediyorum.




